Şerit Komutlarını Atla
Ana içeriğe atla

ANASAYFA

:

Ilceler

Giriş
 
BAŞMAKÇI
 



 
 
        İl merkezine 129 Km. karayoluyla bağlı Söğüt Dağlarına yaslanmış şirin bir ilçedir
 
       Isparta, Kula, Ladik, Hereke tipi halı dokumacılığı, gül yetiştiriciliği, kuş cenneti Acı Gölü ve tavuk çiftlikleriyle ünlü Başmakçı, Türkiye yumurta borsasının merkezidir.
 
       Acı Göl: Afyon Denizli il sınırları içinde yer alan Acı Göl’ün 20 Km2.si Başmakçı ve Dazkırı turna, flamino, kuğu, pelikan, meke, Karabatak, yaban ördeği ve kaz, doğusunda bulunan dağlarda yırtıcı kuşlardan kartal, atmaca, doğan barınmaktadır.
 
BAYAT
 
       Afyon-Ankara karayolunun 46. Km. de Oğuz Türkleri’nin Bayat tarafından 1147’de bugünkü yerinde Bayat Çayı’nın kenarında  kurulmuştur. Barçınlı ve Hanbarçın adlarıyla da anılan Bayat ilçesi İstanbul-Bağdat kervan yolu üzerinde olduğundan Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir konaklama yeri olmuştur.
 
       İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalı, iklimi serttir. Kilim dokumacılığıyla dikkat çeken ilçede üretilen kök boyalı Bayat kilimleri, Amerika, Japonya ve birçok Avrupa ülkesinden sipariş alacak kadar ün kazanmıştır.
 
       Dört bir yanı ve meşe ormanlarıyla kaplı şirin yurt köşelerimizden Bayat’ın en önemli konaklama ve piknik yerleri mekan yaylası, İnpazarcık, Kalaylıtaş ve Köroğlu Beli’dir.
 
       İlçe yakınlarındaki Kurt İni, İnpazarcık, sarkale, Elicek ve Yanık İn, Bizans Dönemi yerleşim alanları olup, görülmeye değerdir.

 

 BOLVADİN
 
 
 

 

       Afyon-Konya karayolunda  13. km içeride Antik Kral Yolu üzerinde ve Eber Gölü kenarında kurulmuş Afyon’un Merkez ilçeden sonra en büyük ilçelerindendir. İl merkezine uzaklığına 61. km dir. Tarım, ticaret, giyim ve toprak  sanayi üzerinde gelişmiştir. Kendi adınıtaşyan geniş ovasında ayçiçeği, haşhaş ve şekerpancarı yetiştirilmekte, hayvancılıkla birlikte kendi sanayisine   altyapı  oluşturmakta olup, hızlı bir gelişim içindedir. Türkiye’de tek olan Alkoloid fabrikasıda ilçeye hareketlilik kazandırmıştır.Eber Gölü, Heybeli Kaplıcası,Horan Parkı en önemli gezi ve dinlenme yerleridir.Son yıllarda  büyük oranda kirlenen Eber Gölü; sazlığıyla, yüzen adacıklarıyla (Kopak) su ve balık  avcılığıyla adını dış ülkelere kadar duyurmuştur.

 

       Gölden elde edilen kamış SEKA fabrikasında işlenir. Sanayinin gelişimiyle kındıra ve sazlardan Berdi yastığı, sepet, sele, hasır örmeciliği azalmıştır. Toprak  çanak çömlek yapımcılığı, halı ödüllendirilmekte, Bolvadin’i tanıtma etkinliklerine ağırlıkta yer verilmektedir.

 

        TARİHÇESİ

 

       Anadolu’nun Türklerce vatan yapılmasından önce Etiler (Hititler), Frigler, Lidler, Persler ve Makedonya krallıklar döneminde bazen yerleşim yeri, bazende geçitlere sahne olmuştur.

       Hititler devrindeki Kral Yolu’nun Bolvadin’den geçmesi, dört bin yıl öncesinde bile bu yer, insanların yaşadığı bölge konumundadır.

       Çok daha öncelerde Bolvadin’de insanların yaşadığı bilinmektedir. Bunun tarihi 10 bin yıl öncesine dayandıranlar vardır. Şurası bir gerçektir ki, tarihi geçmişi çok eskilere dayanan Bolvadin, Romalılar (Bizans) döneminde kaza merkezi olmuştur. Roma Kralı Hadrianus Polybotum (Bolvadin); ziyaret etmesinden sonra önemi daha çok artan Bolvadin çarşıları, bağ ve bahçeleri, Eber Gölü ve Akarçay ile tarihi literatürde adından bahsettirmiştir. Kral adına üç çeşit sikkeler bastırılmış ve heykeli dikilmiştir. (Bu heykelin kaidesi Bolvadin Belediye Müzesinde, iki heykelde Bursa Müzesindedir.)      

       Eşrefoğulları Beyliği döneminde Mehmet Bey tarafından Bolvadin ve Çay bu beyliğe geçmiştir. Bu dönemin en önemli belgesi Çarşı Camii’nin giriş kapısında bulunan altı satırlık kitabedir. Mermer üzerine işlenmiş kitabede “Mübareiziddin Mehmet Bin Süleyman Bey’in buyruğu ile önde gelen Ziyaeddin Şikari tarafından Hicri 720 Rebiül Ahir ortalarına doğru bir İmaret yapılmış.” İbaresi yazılıdır. Görülüyor ki, Selçuklular ve beylikler dönemlerinde Bolvadin önemli yerleşim merkezi özelliğini korumaktadır.

       Bolvadin I. Murat Döneminde Osmanlı idaresine girmiştir. Kaza merkezi Statüsü Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferine çıkmasın da ordunun güzergahı Bolvadin köprüsünden geçmekte olduğu ve zorluk çekildiği Haydar Çelebi’nin Rüznamesinde belirtir. Hatta Söğütlüdere ve Selami aleyk konaklarında yazılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Kanuninin karısı tesiriyle sadrazamlığa Rüstem Paşa getirilir. Rüstem Paşa, Şehzade Mustafa ağzından sahte mektuplar yazarak ağzını mühürleyerek Kanuni aleyhine Şah Tamas’a göndermek ister. Padişah bu mektupları ele geçirerek Rüstem Paşa’nın oyununu bozar ve 1553 de ordusuyla Anadolu’ya yönelir. Şehzade Mustafa babasından önce Bolvadin’e gelerek babasını karşılar. Kanuni bir müddet Bolvadin de kaldıktan sonra Konya’ya gider. Kanuni döneminde Bolvadinde 11 mahalle tespit edilmiştir. Bunlar;  Hanlu Mescid, Kapulu Mescid (hisar mah.),  Alaca Mescit, Bey Mescid, Şazi Mahallesi, Künbet Bey Mescid , Şeyh Bey Mescid (Kestemet Mahallesi), Mevac Mahallesi, Hanife Mahallesi, Hisarlı Mahallesidir.

 

 ÇAY

 
 
            Afyon-Konya karayolunun 48. Km.sinde Eber Gölü. Karamık Sazlığı arasında Sultan Dağları’na yaslanmış yeşillikler içinde şirin bir ilçemizdir. İç Ege Bölgesinde, Ege Bölgesi, Akdeniz ve İç Anadolu Bölgelerinin kesiştiği güzergah üzerinde yer alan Çay ilçesi bağlı olduğu Afyon ilinin doğusunda, Sultandağlarının kuzey eteklerinde kurulmuştur. İdari sınırları olarak doğuda Sultandağı, güneyde Yalvaç, batıda Şuhut ve Afyon, kuzeyde Bolvadin ile çevrilidir.       Geniş ve düz alanları ile ova görünümünde olan Çay ilçesi aslında 1010 metrelik rakımı ile İç Anadolu Platosu karakterini taşır.       İlçenin eteklerine yerleşmiş olduğu Sultandağları ilçenin yegane dağlık alanı olup, bir silsile üzerinde yer alan 2610 m. Rakımlı Gelincik Ana tepesi, 2519 metre rakımlı Toprak Tepe ve 2063 m. Rakımlı Kırkaya Tepe yörenin en yüksek noktalarını oluşturmaktadır. Kuruluş yeri olarak doğu ve batı uzantılı Sultan Dağlarının kuzey eteklerinde kum yataklarıyla biraz yükselmiş bir arazide ve geniş bir ova görünümünde olup iyice sıkışmış olan zemini III. (Neojen) ve IV. Zamanların alüvyon topraklarından oluşmuştur. Antitorosların uzantısından olan Sultan Dağlarının yapısı billuri, şist, mermerleşmiş kalkerüstü devon şistleridir. Simli kurşun, demir ve arduvaz katlarına rastlanmıştır. Yalvaç sınırına yakın bölümünde kömür madeni işletilmektedir.
         Arazinin yüzde yirmisine varan bölümü (yaklaşık 16245 hektar) göl ve bataklıklarla kaplıdır. K.Karacaören vadisi ile Akarçay vadisinden ayrılan Karamık bataklığı denizden 1000 m. Yüksekliktedir. Kapalı bir alan olan Karamık Ovanın çukur bölümünde yer alan bataklığa Karamık Gölü adı da verilmektedir. Bozan ve Karakuş Dağlarından inen sularla beslenen göl, ancak bir düden ile batarak bir kısım sularını Hoyran Gölüne (Eğirdir) akan pınarlara vermektedir.
       İlçenin kuzey doğusundaki Eber Gölü denizden 967 metre yükseklikte olup 125 km2 lik bir alanı kaplamaktadır. Her iki gölü besleyen suların rejimlerinin bozuk olması ve buharlaşma sebebiyle yaz aylarında su seviyesi düşer ve bataklıklar oluşur.
      Her iki göldeki sazlık ve kamışlar hem halkın önemli bir geçim kaynağını hem de Seka selüloz Fabrikasının hammaddesini oluşturur. Turna ve sazan cinsi balıklar mevcut olup balıkçılık yapılmaktadır. Küçük derelerden ibaret olan Çay ve Eber derelerinden başka önemli aksu Kali Çayı’dır.
       İklim bakımından İç Anadolu’ya uyum gösteren ilçemiz tipik kara iklimi özelliklerine sahiptir. Kışları sert ve soğuk, yazları sıcak geçen Çay ilçesi Temmuz ve Ağustos ayları dışında her ay yağış alır. Yıllık 600kg. lık yağışlar Kasım Mart ayları arasında genellikle kar, diğer aylarda ise yağmur şeklinde görülür.
       Sulu tarıma dayalı ekonomisinde haşhaş, şekerpancarı, ayçiçeği üretimi, Karamık ve Gölleri’nden kesilerek SEKA’da işlenen kamış ve meyvelik önemli yer tutar. 
       TARİHİ  
       Eski Tunç Çağı’na kadar uzanan tarihi içinde Mısır, Suriye ve Trakya Krallarının birleşik ordusu ile Gelene Kralı Antigon arasındaki İpsos Meydan Savaşı’na (M.Ö. 301) ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş, doğu-batı, kuzey-güney doğrultulu antik yolların kavşak noktası olmuştur.
 
       Selçuklulardan kalma Taş Camii ve Kervansaray önemli eserleridir. Eber Gölü, Ali Kaleli Piknik Yeri, Çağlayan Parkı ilçenin başlıca mesire yerleridir. 
       Taş Cami Medrese: (1278) III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında beylerinden Yakup Oğlu Yusuf Bey tarafından Mimar Oğulbey’e yaptırılan medrese, çeşme, hamam ve kervansaraydan müteşekkil külliye içindedir. Sonradan camiye dönüştürülmüştür. Büyük bir kubbe etrafında tonoz kemerli odalar, sofalar ile bir küçük kubbeli müderris odası ve simetriği çeşme olan binanın özellikle mescit ve dersane kubbeleri mihrabıyla birlikte sırlı tuğla süslüdür. Kubbe kuşaklarındaki süsleme Selçuklu sanat zevkinin en görkemli örneklerindendir. Afyon-Konya yolu üzerinde ön yüzü tamamen kesme mermer kaplı, süslü ve istitallatlı mermer kapı taki ile Selçuk sanat eserlerinin en güzellerinden biridir. 
       Büyük bir kubbe etrafında tonoz kemerli odalar ve sofralar ile bir küçük kubbeli müderris odası simetriği çeşmelerden ibaret binanın iç kısmı ve özellikle mescit ve dershane kısmı olan büyük kubbe ve iki sofası ve mihrabı ile birlikte mozayik çok ince zevkli çinilerle süslü yapılmıştır. Kemerler ve kubbe kuşağı çinilerden ve mihraptan bir kısım çiniler düşmüş olmakla beraber kalanlar eserin değeri hakkında bir fikir vermektedir. 
       Cümle kapısı üzerinde halen Selçuk sülüsü ile iki satırlık Arapça hitabesi şöyledir. “Emere bi-imareti hazıl medredetül-mübarek fi eyyami devletüs-Sultan el azam sıllullahi fil alem Gyasütdünya ved-din”

        “Keyhüsrev bin Kılıçaslan halledallaha Sultana el-Abdür zaif el muhtacı rahmetullahi teala Ebül-Mücahid Yusuf bin Yakup gaferullahu zenubi fisene seba ve seb’ine ve sittemie.”

       Kapı kemerinin üzerinde sarkıtların altında bir para arması ve iki tarafında “Amele OğulBey bin Mehmet Bey” yazısı vardır. Çaylıların Taşcami dedikleri binanın doğu köşesinde çeşmesi ve batı köşesinde de müderris odası eklenmiştir. Müderris odasının pencere söveleri de kesme mermerden ve nakışlıdır.

       Medresenin karşısında bulunan hamam uzun zaman bakımsız kalmış ve yıkılmıştır. Son zamanlarda yapılan düzenlemelerle hamamın olduğu yer geniş bircadde haline getirilmiştir.

       Taşhan (Kervansaray): Medresenin doğusunda yazlık kısmı yıkılmış kışlık bölümü restore edilmiş dört duvar ve 16 fil ayağı üzerine tonoz kemerli damla örtülmüş ortada bir ışıklık kubbesi vardır.

 

ÇOBANLAR

 
 
           Afyon’un  25.km doğusunda düz bir arazi üzerine kurulmuş yeni ilçelerimizdendir. Topraklarının önemli bir bölümü sulanan Çobanlar Afyon Şeker fabrikasının pancar deposudur. Becerisi büyük bu küçük ilçemizde Tük otomobil sanayisinin en ilginç totmobili üretilmektedir. Su motorunda taşımacılık ve tarım işlerinde kullanılan “Patpatéadlı römork –pikap karışımı araçlar ilçenin küçük ataölyelerinde imal edilmektedir. Yöre tarihinin akarçay kenarında kuruluş höyüklerle yaşıt olduğu ve eski Tunç çağına kadar uzandığı bilinmektedir. Bugünkü (Feleli) Kocaöz köyünde antik anabura kenti kurulmuştur. Müzede bulunan Artemis heykeli buradan çıkarılmıştır.
 
DAZKIRI

 

 
         Afyon-Denizli sınırında il merkezine 140 km. mesafesidir. Akdeniz iklim özellikleri ve bitki örtüsü egemen olan Dazkırı’da çilek,üzüm,gül ve ilin Antep fıstığı üreten tek ilçesidir. Dazkırı ilçemiz kök boyalı halı dokuma ve satış reyonlarında dünya çapında üne kavuşmuştur. Acıgöl kenarında kurulan Alkim tesislerine üretilen sodyum sülfat ihraç ürünleridir.

 

            Kızılören,İdris ve Yayla Köy camileri kerpiç duvarlı ve Direk üstü ahşap tavanlı Selçuklu mimarı tipini çağrıştıran bnarok sitili bitkisel geometrik manzaralarla süslü 19. yy Osmalı yapılarıdır. Sarıkavak’ta Sanaus antik kenti kurulmuş olup Hisaralan’da bulunmuş Roma sikkelerinden oluşan define Afyon Müzesi’ndedir

 

DİNAR

     Dinar , Afyon İli’nin büyük güzel ve özel bir ilçesidir. Dinar kırk yıldır ve günümüzde de “il olmaya ” aday ilçelerin önde gelenlerindedir. Dinar Akdeniz Ege , İç Anadolu ve göller bölgesinin ortasında tıpkı bir zümrüt yumağı gibi ışıldar durur.
            Dinar ,1286 km2 yüzölçümü 860 m yüksekliği 5bucak 60 köyden oluşan,kuzeyde Samsun ,doğu ve güneyinde Akdağ’ la çevrili geniş ovasının kucağında yüz yılların ötesinde gelen bir yerleşime sahiptir.
            Başmakçı Evciler Çivril Keçiborlu Sandıklı gibi .ilçelerle komşuluk yapmakta olan Dinar ‘ın 1995 yılı başlarında nüfusu 40 binleri aşmış konut sayısı ise 8 binlere yaklaşmıştır.
            Büyük Menderes Nehrinin ilk kolları Dinar topraklarının bağrından çıkar.Marsyas(su çıkan) Terma (ılca) Bülüçalan ,düden Norgas sularıgeçtikleri yollarda buluşarak, büyüyerek Ege2ye Denize doğru akar...
             Bir zamanlar Dinar’ın bütün sokaklarından şırıl şırıl berrak sular akardı...” Eski günleri çağrıştıran bu sular,yol aldığı toprakların bereketinin sebebidir.
             Dinar suları gibi yollarıyla da özellik taşır: Ankara ,İstanbul Dinar İzmir gibi büyük kentlerin tüm komşu il ve ilçelerin anayollarının kesiştiği ve geçtiği bi yerdedir. Bir başka deyimle bölgemizin Romasıdır. Yurdumuzda ulaşımın her türlüsüne uygun her türlü aracın gelip geçtiği,yüzyıl önce de demir yoluna kavuşmuştur. Son yıllarda ise anayollarının bir bölümü alınarak başka yörelere kaydırılan şansız bir ilçelerdir.Truva savaşları’ndan yenilerek Anadolu içlerine çekilen Ahiya (akya-İyon) Prenslerinden geleinos tarafından M.Ö.lerde 1200 ‘lerde Genelenia adıyla kurulmuş olup, birleştirilerek kurulan Apameia şehriyle birleşip dinar adını almıştır. 
   
EMİRDAĞ
           Afyon'un 70 km kuzeydoğusunda kurulmuş en eski ilçelerinden biridir. Adını; bölgeyi Türk iskânına açan Emir Afşin ile yaslandığı Emirdağlarından almıştır. İlçemiz 1924 yılında kurulmuştur.
Hititlere kadar uzanan tarihi zaman içinde kesintisiz bir yerleşim alanıdır. Aurra (Hisarköy), Yedikapı (Başkonak köyü), kral yolu üzerindedir.Amorium, Roma çağında Anadolu'nun önemli merkezlerinden biri haline gelmiş, adına bronz sikke bastırılmıştır. Bizans döneminde Avrupa'nın üçüncü, Anadolu'nun ikinci büyük kenti olmuştur. Ünlü fabl ustası Ezop (M.Ö. 620) Amorium doğumludur.
Emirdağ yöresinde yerleşim M.Ö. 1437 yılına kadar gitmektedir. Bölge; Hititler, Lidyalılar, Persler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar egemenliğine girmiş olup bu toplumlara ait izler taşımaktadır. Ege bölgesinde yer alır. Kuzeyde Eskişehir, doğuda Konya ile komşudur. İlçenin güney tarafı Emirdağ sıradağları ile kuşatılmıştır. Doğuda oldukça geniş ovası yer almaktadır. Arazi yapısı tarıma elverişlidir. İlçenin yüzölçümü 2.213 km²'dir :İlçede yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlı geçmektedir. Emirdağ ilçemiz, Afyon-Ankara karayolunun 41.km'sinde 9 km içeridedir.İlçenin nüfusu 2000 genel nüfus sayımına göre 47.162'dir. Bunun 20.495'i ilçe merkezinde yaşamaktadır. Yurt dışında Emirdağ'dan göç etmiş yaklaşık olarak 100.000, Eskişehir'de 99.000 ve diğer şehirlerde 30.000 Emirdağlı yaşamaktadır.
İlçede 52 adet ilköğretim, 8 adet ortaöğretim okulu mevcuttur. Toplam 7.620 öğrenciye, 402 öğretmenle eğitim verilmektedir. AKÜ'ye bağlı 1 Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır. Okulda, 11 öğretim görevlisi ile 625 öğrenciye eğitim verilmektedir. Ayrıca Halk Eğitim Merkezi ve Çıraklık Eğitim Merkezi Müdürlükleri vardır.
           İlçede 100 yataklı bir Devlet Hastahanesi, 10 Sağlık Ocağı, 15 Sağlık Evi, 1 Verem Savaş Dispanseri, 1 adet Sağlık Meslek Lisesi bulunmaktadır.
         İlçede spora büyük önem verilmektedir. 1 adet 500 kişilik kapalı spor salonu, 1 adet 1000 seyirci kapasiteli toprak zeminli stadyum, ve birçok semt sahaları vardır. İlçede Aziziye Spor Kulübüne ait futbol, basketbol, voleybol branşları bulunmaktadır.
           Arazi yapısı tarım ve hayvancılık için oldukça uygundur. Arazinin %62'si (130.500 hektar) ekilebilir arazi, %15,4'ü (31.984 hektar) ormanlık ve fundalık, %14,6'sı(31.089 hektar) çayır ve mera ve %7,8'i (16.347 hektar) tarım dışı arazidir. Ekilebilir arazinin 8.409'u sulanmaktadır. 201.511 hektarlık araziye de sulama imkânı yaratılabilir. İlçede yetişen ürünler şunlardır. Arpa, buğday, şeker pancarı, nohut, yeşil mercimek, ay çiçeği, haşhaş ve yonca. Sebzelerden; biber, domates, fasulye, salatalık, ıspanak, kavun ve karpuz meyvelerden; elma, armut, erik, kayısı, kiraz, vişne, badem, ceviz ve üzüm yetiştirilmektedir.
        Hayvancılık oldukça önemlidir. Daha çok koyun yetiştirilir. İlçe çapında oldukça önemli miktarda süt üretilmektedir. Ülkemizde Emirdağ yoğurtlarının lezzeti çok iyi bilinmektedir.
            İlçemizde küçük sanayi sitesi mevcuttur. Emirdağ organize sanayi bölgesi yeri tesbit edilmiş, çalışmaları yürütülmektedir. İlçede un fabrikası ile sentetik dokuma fabrikası vardır. Sentetik dokuma fabrikası, yurt dışında çalışan işçiler tarafından ilçeye kazandırılmıştır.
       İlçede, el sanatlarının önemli bir yeri vardır. Yoğun olarak kilim, dantel, oya, ipek halı gibi el sanatları yapılmaktadır.
         İlçede geleneksel el sanatlarının başında kilim gelir. Bu kilimlerdeki desenler çok şeyin anlatımı gibidir. Emirdağ kilimleri %100 yün ve %100 tabiî kök boyasıyla üretilmektedir. Kilimlerde mahalli desen ve motifler yer alır. Ticarî amaçlı bu motifler değiştirilmemiştir. Asıklı, Aynalı, Kara döşeme, Çamçalı kilimleri, Bindallı, Kösköslü, Kelleli seccadelerinin ünü yurt dışına taşmıştır.
           Emirbaba, Gölcük, Çiçekli yaylaları, Balcam mağarası, Amorium ören yeri ve Sakarya nehrini besleyen Pınarbaşı gezip görülebilecek yerlerdir.
 
EVCİLER
          Afyon’a 132 km. mesafede düz bir alanda kurulmuştur Çevre höyüklerde bulunan parçalardan tarihinin Lidyalılara kadar uzandığı anlaşılmaktadır. İlçe ekonomisi tarım,hayvancılık ve halı dokumacılığına dayalıdır. Şeker Pancarı , ay çiçeği haşhaş ve susam yetiştirmekte yumurta tavukçuluğu yapılmaktadır.
 
 
 
      HOCALAR
            Afyon Uşak sınırında İl merkezinde 100 km. uzaklıkta Burgaz,Çal dağı ahır Dağları arasında kurulmuş küçük şirin ilçelerimizden biridir.Çepni Eldizhan Yağcı çevreleri gür çam ormanlarıyla kaplı piknik alanlarıdır. Çam havası tutkunları ve doğa yürüyüşçüleri için çekici bir yöremizdir.
 
 
 
İHSANİYE    
              Afyon’un 35 .km kuzeyinde doğa ve tarihinin en cömert davrabdığı ilçelerimizdendir. Meşe çam ardıç ormanları ve koruluklarla çevrilidir. Geçimi tarım ve besi hayvancılığa dayanmaktadır. Gazlıgöl kaplıca ve içmalari frig kaya anıtları R%oma Bizans kaya yerleşimleri ve Mezar odaları ,peri bacaları ve yaylalarıyla ilgi odaklarından biridir. Emre gölü’nde kınalı ve ynalı sazan avlanmaktadır.
            Metropolis (Ayazin Örenyeri) Afyon Eskişehir karayolunun 27.km sinde sağa doğru 5.km içeriye gidildiğinde Frig ,Roma,Bizans kaya yerleşim alamları mezar odaları ve kaya kiliseleri yüzlerce yıl öncenin kültür izlerini sunmaktadır.
            Aslan Kaya : Emre Gölü kenarında, üçgen çatılı bir tapınak cephesidir. Çatının alınlığında karşılıklı iki insan başlı kanatlı aslan ,nişte Kybeleve iki aslan yan yüzde büyük boy aslan kabartmaları vardır.M.Ö.7 yy. ait frig açık hava tapınağıdır. Kapıkaya : Döğer kasabası ile Üçlerkayası köyü arasında tek parça kaya eser olup üçgen çatılı tapınak cephesidir.
             Kapıkaya : Emre Gölü kenarında Üçlerkayası Köyün’ne uazanan kayalıklarda Tanrıça Kybele ‘nin ayakta kabartması ve yanındaki kayalıkta da basamaklı sunağı vardır.
             Yılantaş: Aslantaşın batısında sahlanmış aslan kabartmasına ait baş ve ayak kabartmasının bulunduğu parçalanmış kaya bloklarından oluşmuş içi üçgen çatılı bir kral mezar odasıdır. M.Ö.7.yy ait Frig eseridir.
              Aslantaş: Göynüş vadisinde bir kral mezarıdır. İki heybetli aslan mezarı vardır. M.Ö.yy. ait Frig açık hava tapınağıdır.
              Afyon Eskişehir karayolunun 21.km.sinde kaplıcaya demir yolu ile de ulaşmak mümkündür. Cilt romatizma ve böbrek ağrısı için ziyaret edilen kaplıca Eski Tunç çağından bu yana şifa dağıtılmaktadır.
             Efsaneye göre Frig Kralı Midas’ın güzeller güzeli kızının yüzünde ve vücudunun her yerinde çıbanlar çıkar günden güne zayıflayarak çirkinleşen kızın derdine ülke hekimleri bir çare bulamazlar.Bir gün başını alıp kaçan kız cağız dağ bayır gezerek yorgun düşer ve bir kaynaktan su içip elini yüzünü yıkar bir süre sonra uyuya kalan kız uyandığında tekrar su içmek ister suda yüzünün yansımasını görünce yaraların geçtiğini yüzünün güzelleştiğini fark eder. Sevinçle suya dalarak banyo yapar kana kana su içer.Sraya dönüşünde kızının iyileşmesine çok sevinene kral Midas bu suyun bulunduğu yere tekrara hamam yapılmasını buyurur. Yapılan bu hamam o  günden bu güne Gazlıgöl kaplıcası olarak hizmet vermektedir.  
İSÇEHİSAR

         Afyon – Ankara karayolunun 23.km sinde zengin mermer yatakları üzerinde kurulmuş tarım hayvancılık ve mermer sanayi üzerine gelişmiş ilçemizdir.
        Seydiler kalesi Peri bacaları kırkınler Çatal kayalar Menevşeli Kayalar Kızıl Kayalar selimiye Kayalıkları Ornaş kayalıkları Bacakale Dökümeon kale surları Giresunlular Şehitliği Frig Roma bizans dönemlerine ait iskan yerleri görülmeye değer eserler ve tatbikat harekatıdır.
          İlçenin adı ve telaffuzu ilk defa işitenler için oldukça dikkat çekicidir. Anadolu'nun Türkler tarafından feth edilmesi yıllarına bakıldığında şu bilgilere rastlamaktayız. Çin tarihine göre en eski Türk iliTürkistan (Hiyeigne) koyunlu devleti beş büyük hanlık şeklinde yönetiyordu. Kuzeyde Karahan,güneyde Akhan Batıda Kızılhan merkezde sarıhan doğuda gökhan komuta ediyordu.
         Selçuklu hükümdarı ı.Mesut döneminde Afyon civarında 300 yerleşim bölgesi tespit edilmiştir. Yukarı bahsedilen Türk boyları buralara iskan edilmiş olup yukarıda bahsedilen ulusun mensup olduğu boy adına göre bu yörelerin adları kurulmuştur. Bu beş boydan bölünerek anadoluya gelenlerin yerleşim alanları şunlardır. Kar Karaca Karaşar İscehisar Karacaören Karadilli Karayokuş Karakuyu Karayatak Karasandıklı vs...”
          Bu bilgiler ışığında düşünülfüğünde İscehisar adı Klarahan boyundan gelen Türk’lerin adıdır. Yaşlıların zaman zaman kullandıkları İsce karaser şeklindeki ifadelerden de bu hükme varmak mükündür. Demekki Türkler 800 yıl Anadolu ‘yu vatan olarak benimsenmiştir.Karahanlılar bopyundan gelenler yöreye İscekareser adını vermişklerdir.
            Eski Tunç Döneminde İsçehisar
            İsçehisar çevresi üzerinde yapılan araştırmalarında höylüklerde rasladığımız en eski uygarlık izi eski tunç dön. uygarlığıdır. Ancak günümüze kadar bilimsel bir kazı yapılmadığı için kesin bilgilere sahip değiliz. Bu çağaait olan ve yayınlara Bavurdu kestiği aoalark geçen için biçimş tesri dinsel anlada ana tanrıça Kübele ‘ye sıvıların dökülerek adandığı kaptır.
            Frig Döneminde İscehisar
            İscehisar çevresinde bu güce kadar frig çağına ait belirgin işler taşıyan merkez bulunamamışştır. Ancak bölgenin jeolajik yapısında bulunan tüf kayaları bölgedeki Firig kaya yapılaryıla aynı özeliikleri taşır.
            Roma Döneminde İscehisar,  Hellenistik dönemde Dokime aom adıyla bilinen İsçehisar bugunkü oturduğu alan üzerine büyük iskenerin generallerinden Frigya Satrabı Antigon ‘un Şuhut valisi Dokimos tarafından rdusunda bulunan Mekadonyalı askerlere barınak olarak garnizon şehri biçimşnde M.Ö. 321 tarihinde kurulmuş olup Mekodonyalılar Dokimonu adıyla adlandırışmıştır.
            Selçuklular zamanında İsçehisar
            1071 Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip Türk boyları Anadolutya yerleştirilen Türk boyları yerleştirirken 1078 yıllarında Türk aileleri Afyon ve Havalistanın mekanz tutarlar. Afyonun türk topraklarına katıldığı bu dönemlerde İscehisarde fetihden sonra Türk aileleri yerleşmişlerdir.
 
 KIZILÖREN      


            Afyon Antalya karayolunun yakınına kurulmuş İl merkezine 87.km. uzaklıktadır.Tarım ve hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır.
 
 
 
 
 
 
SANDIKLI

            Afyon’un 60. km. güneyinde Antalya Denizli karayolu İzmir İstanbul Ankara demir yolu hattı üzerine kurulmuş önemli konaklama merkezimizdir.
            Sandıklı Anadolunun en eski yerleşim merkezidir. Etiler imparatorluğunun ilk nüvesini oluşturan Kussar kırallığı M.Ö. 2000-2700 yıllarında hüküm sürmüştür. Selçuklu devletinin kuruluşuyla Sandıklı bizanslıların elinden alınmış bu yörede türk hakimiyeti kesinlik kazanmıştır.
            Halen ibadete açık olan ULU Camii 1278 yılında inşa edilmiştir. Germiyan Sultanlarından Yakup Çelebi sandıklıya ve Afyon Karahisara önem vererek buraları ilim ve irfan yuvası haline getirmiştir.
Sultan II Mahmut döneminde Sandıklı adına üç ayrı büyüklükte altın basılmıştır. Bunlar üç ayrı tip altın olup Sandıklı altını 870ayar 0.85 gram Çeyrak Sandıklı altını 870 ayar 1.70 gram çifte sandıklı altını 870 ayar 3.40 gram
              COĞRAFİ KONUM :
             Sandılklı Antalya Ankara güzergahı üzerinde Ege bölgesinde afyon iline bağlı olup 60 km uzaklıktadır. Nufusu 24.000 nin üzerinde olup merkez ve köyleriyle beraber 80.000 ne ulaşmaktadır.
              KÜLTÜREL VE SOSYAL DURUM:
            Sandıklı değişik medeniyetlerin gelip geçtiği eski ülklerdendie. Frig Bizans Selçuklular Germiyanoğulları dönemlerini yaşayan Sandıklı osmanlı döneminin kültür mirasına sahiptir.Yunus Emre Taktuk Emre bu yörede yaşamıştır.Türbeleri eski halini korumaktadır.
            Okulların folklor kolları eski günlerin güzel görüntülerini daima anımsatmaktadır. “yeşil olur sandıklının biber,” sandıklı yöresinin türküsü düğünlerde ve törenlerde devamlı söylenmektedir.
            Sandıklı leblebisi nin Evliya Çelebinin eserleri arasına girmiş bu işlerle iştigal eden esnafımız bugün daha modern imalathanelerde çalışarak ilçe ekonomisine katkıda bulunmaktadır.
            Sandıklı ekonomisi eski yıllarda tarıma dayalı iken son zamanlarda sanayileşmiştir.yörede tarımsal ürünlerin başında buğday arpa mercimek fığ burçak üretimş ilk sıralara alınmaktadır. Sanayi bitkilerinden şeker pancarı patates ve haşhaş ekimi önemli miktarda üretilmekte olup zahire pazarında değerlendirilmektedir.
            Sulama sistemlerinin bireysel yaygınlığı yanında bireysel yaygınlığı yanında Örenler Barajının da programına alınması ilçe garımını olumlu yönde gelişmiştir. Ticari potansiyel bakımından ile bağlı diğer ilçeler arsında ilk sırayı alan sandıklı her türlü meslek grubunun yer aldığı çarşı esnaf ve tğccarına sahiptir.
          HUDAİ KAPLICALARI:
          Friglerden buyana şifa dağıtan kaplıca sandıklıya 8 km uzaklıktadır. Çamur banyolarıyla süslenmiş. Kaplıca sıcak su banyosu ve sosyal tesisleri ile bir kaplıca kolinisidir.
          İlk Hristiyan devrinde Koç hisar başpiskoposu Sen Mişel hastalıkları kaplıcada tedavi ederekl mucize göstermiş bundan dolayı Hieropolis Mukaddes sehir sayılmıştır. Frigler döneminde ve daha sonraları da Afyon iline kaplıcalarından dolayı Şifalı Frigya denilmiştir.
 
SİNANPASA

        Afyonkarahisar-Uşak-İzmir ve Afyonkarahisar-Antalya karayolu üzerinde, il merkezine 33 km uzaklıkta bulunmaktadır. 1953 yılında ilçe olmuştur. Kendi adını taşıyan ovasında doğu-batı ve kuzey-güney uzantılı, günümüzde izleri görülen antik yolların kavşağında, Cidyessuz (Küçükhöyük) adıyla kurulmuş, Hitit dönemine kadar uzanan önemli bir merkezdir. 
        İlçemizin M.Ö. 4000 yıllarından günümüze kadar çeşitli uygarlıklara sahne olan yerleşim yeri olduğu, yapılan tarihsel araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır.
        Sinanpaşa ovasının ortasında bulunan Küçükhöyük Kasaba sında yapılan yüzey araştırmalarında, M.Ö. 3000 yıllarında buralar da insanların yerleşmiş olduğu anlaşılmaktadır  . Zaman içerisinde Hititler, Romalılar, Bizanslılar egemenliği altında kalan yöremiz, XII. yüzyılda Türklerin eline geçmiştir.
Osmanlı döneminde, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim zamanlarında önemli bir devlet olan Hersekzade Ahmet Paşa şimdi kendi adı ile anılan Ahmet Paşa Kasabasına 1517 yılında yerleşmiştir. Mezarı kasaba mezarlığı içerisindedir.
        Sinanpaşa ilçe merkezine adını veren Sinan Paşa, Akkoyunlu Devleti'nin ileri gelen beylerinden Mehmet Bey'in küçük oğlu olup, 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet ile, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan arasında yapılan Otlukbeli Savaşından sonra, babasıyla Fatih Sultan Mehmet'e sığınmış, sarayda ve Enderun'da eğitim görmüştür. Pek çok sefere katılan ve sancaklarda görev yapan Sinan Paşa  ihtiyarlığı yüzünden emekli olmuş, Rumeli'deki arpalık geliri köylerine karşılık, Sinanpaşa ovasında Çathöyük ve Küçükhöyük köyleri kendisine arpalık olarak verilmiştir. Çathöyük köyü, yani şimdiki Sinanpaşa Kırka ve Ahmetpaşa köyleri arasında olduğundan, bu köy arazisi içinde kurduğu çiftliğinde ve saraçiçi mevkiinde cami, imaret, okul ve hamam yaptırmıştır. Çiftliğine 10 kadar hizmetkarını yerleştirmiştir. Çathöyük halkı, sonradan cami etrafında birer ikişer yerleşerek köyü terk etmiş ve çiftlik Sinanpaşa adını almış, Sinanpaşa'nın kadılık merkezi olmuştur.
Sinanpaşa 1894 yılında Sinanpaşa'nın nahiye merkezi olmuş, bu durum Yunan işgaline kadar devam etmiştir. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşıyla perçinleşen Türk zaferiyle birlikte Yunanlıların işgalinden kurtarılmıştır.
          Sinanpaşa, Cumhuriyet'ten sonra 1934 yılına kadar köy olarak kalmış, bu tarihten itibaren tekrar "Nahiye Merkezi" olmuştur. 01.01.1948 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, 1953 yılında ilçe merkezi haline gelmiştir.
 
 ŞUHUT

        İç Egenin en doğusunda yer alan Şuhut’un il merkezine uzaklığı 29 km.dir.
       Hayvancılık ve tarım başlıca geçim kaynaklarıdır. Şuhut önemli bir et üretim merkezi olup, işlenmiş et ve et ürünleri Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerimize sevk edilmektedir.
       Turizm: Gali ve Sünlü Çayları, İlyaslı Deresi, Kayabelen Göleti ve Selevir Baraj Gölü başlıca yüzey sularıdır.
       Hisar Tepesi (Synnada Höyüğü), Bininler, Karadili, Kepirtepe Hüyüğü’nün başlıca görülmeye değer ören yerleridir.
       Keşkeğiyle ünlü bir ilçemizdir.
       Tarihi:  Şuhut ilçesi tarihinin neolitik Çağa kadar uzandığı, Şuhut Hisar, Karadilli, Kepirtepe Hüyüğünün bu çağa ait eserler olduğu tahmin edilmektedir.
       Hititler döneminde ise Afyon ve Kütahya illerinde hüküm süren Mira Krallığına bağlı bir prenslik olan Kuvalya’nın başkentinin Şuhut olduğu bilinmektedir. Şuyut’un netlenmiş biçimdeki  tarihi ise Akmas adlı Frig komutanın Trova savaşlarına katılan ve mağluplar arasında yer alan birliklerini uraya çekerek, M.Ö. 1180 yıllarında SYNNADA kentini kurmasıyla başlamaktadır.Daha sonraki yıllarda ise Synnada’nın önce Lidya, daha sonra da Pers egemenliği altına girdiği görülmektedir. Hatta Perslere sığınan Atinalı ünlü komutan Alkibiyedes M.Ö. 404 yılında bugünkü Balçıkhisar kasabası sınırları içerisinde yer alan melisse çiftliğinde ölmüştür.
       Daha sonraki yıllarda ise Synnada’nın Romalılarca Bergama Krallığından alındığı ve kente M.Ö.72’den M.S. 396’ya kadar süren Roma egemenliğinin başladığı bilinmektedir. 80.000 nüfuslu olan şehir Romalı bir komser tarafından yönetilmekte ve bağlı 22 ilçe yer almaktadır. Bölgede M.S. 395’ten itibaren Bizans egemenliği dönemi başlamıştır. Synnada bu dönemde Cıfud adıyla önemini korumuştur. Kent çeşitli defalar Emevi seferlerine maruz kalmış, fakat Bizans egemenliği1150 yıllarına kadar sürmüştür.
       Türk egemenliğindeki Şuhut 1150 yıllarında Orta Asya’nın güneyinden göç eden Akan boyu Türk’lerince kurulmuştur. Bu dönemde Afyon “samak” yani valilikti. Şuhut’da buraya bağlı 10 subaşılıktan biri olan idari yapıda yer alıyordu.
       Selçuklu egemenliğinden sonra Şuhut’da 1321 1346 yılları arasında Sahipata Oğulları Beyliği’nin hüküm sürdüğü görülmektedir.
       Şuhut ve Çevresi Yıldırım Beyazıt zamanında 1392 yılında Osmanlı topraklarına katılmış olup, Osmanlılar döneminde Şuhut, Afyon kadılığına bağlı 40 adet köy ve nahiyesi bulunan 1200 hanelik Anadolu kasabası olarak yaşamını sürdürmüştür. Bizanslılar döneminde Cıfud olan adı Transkripisyon’a uğrayarak önce Çıfud, daha sonra da Şuhut olmuştur. Şehir 1862 yıllarında önemli bir deprem geçirmiş, evlerin yarısı ve bu arada bir çok tarihi anıt deprem nedeniyle yıkılmıştır. Bunun yanında Şuhut 1884 yılında nahiye, 1896 yılında köy, 1912 yılında tekrar nahiyeolmuş, 1913 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Kurtuluş Savaşımızda ise Şuhut kısa sürede olsa ulu önder Atatürk’ü dolayısıyla başkomutan karagahını ağırlama şerefine erişmiş ilçemizdir. 1946 yılında ilçe olup, bu statüsünü halen sürdürmektedir.
       İç Ege bölgesinin en doğusunda, Afyon ilinin güneyinde Batı Anadolu’yu İç Anadolu’ya bağlayan eşik üzerinde yer alan Şuhut’un yüzölçümü 98.200 hektar olup, 1151m rakımı ile Afyon’un en yüksek yerleşim merkezlerinden biridir. İlçemizin kuzeyinde Afyon ili, batısında Dinar, Sandıklı, Sincanlı ilçeleri, doğuda Çay, güneyinde ise Isparta ilinin Yalvaç ve Senirkent ilçeleri ile çevrilidir.
       Merkez dahil 5 kasaba ve 33 köyden oluşmaktadır. 
 
SULTANDAĞI
 
       Afyon Konya Karayolunun 68 km.sinde Sultandağılarının eteğinde Selçuklu uç beylerinden İshak Bey tarafından kurulmuş ilçemizdir.
       Meyve bahçelerine ünlü ilçenin sınırları içine giren Eber ve Akşehir gölleri, Taşköprü, Çiğdem Düzü, Asmalı gibi mesire yerleri, Sahip ata Kervansarayı ve Hamamı, Laleli Çesmesi, buzluk mağarası, Dort Deresi, Manastır başlıca gezip görülecek yerleridir.
       Kirazı, vişnesi, elmasının yanında göl ürünlerinden sazan ve turna balıkları, kerevit, kamış, kındıra denilen hasır otu, hasır ve boyra örgücülüğü halkın geçim kaynaklarıdır.
       Fındık ormanlarıyla kaplı Balaban, Dumra, Küçük ve Büyük Kirazlı Yaylaları, yayla turizmine elverişlidir.
       Buzluk Mağarası: Sultandağı'nda Derecine Kasabası, Kapı kayalar mevkisinde Harami yolu üzerindedir. Yalnız yaz aylarında buz üreten mağara, bir doğa harikasıdır.

       Sahip ata Kervansarayı: Sultandağı ilçe merkezinde Sahip ata Fahrettin Ali tarafından 1249’da yaptırılmış açık avlulu kuşluğu bulunan bir kervansaray örneğidir.

  • ZAFER KALKINMA AJANSI
  • TRAFİK SENİNLE GÜVENDE
  • Afyonkarahisar Valiliği
  • Polis Radyosu
  • Kurumsal E-Posta
  • Polsan
  • Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü
  • Polis Eşleri Kaynaşma - Yardımlaşma Derneği
  • UPEM
  • TUBİM
  • Suç Önleme Sempozyumu
  • UTSAS Sempozyumu
  • Çocuklar Uluslararası Sempozyumu
  • İçişleri Bakanlığı
  • BİMER